NAİL KEÇİLİ VE DRAMI!

14 Temmuz 2012 tarihli Hürriyet gazetesinde Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hastaneleri‘nde 349 kişinin sıcak nedeniyle damda yatarken düşerek tedaviye alındığı yazmakta. Aslında damdan düşenin halinden damdan düşen anlar. Ama büyük medyamızın her türlüsü ve çoğu, sık sık ‘damdan düşmelerine rağmen’, esas ‘sosyal ve siyasi anlamda damdan düşenlerin’ ve hukuğa da bulaşanların halini yazmaz, yazamaz! Son yıllarda reklamcı ve iletişimci Nail Keçili, günahı ve sevabı bir yana, ‘Süper lig şöhretleri’ arasında ‘damdan düşen’ en güçlü kişilerden biri oldu. Tutuklandı, yargılandı, beraat etti. Ama sonuçta kendi söylemi ile itibar ve ekonomi olarak sıfırlandı, yani kesinlikle ‘damdan düştü’. Hayata bir kere daha, ve elinde kalan Cenajans ile sıfırdan başlamaya mecbur kaldı. Tutuklanmadan evvel ülkemizdeki reklam ve iletişim sektörünün yarısı Nail Keçili’nin kontrolünde idi. Medya, siyasetçiler, şirket patronları peşinden koşmakta idi. Medya Faresi’ne verdiği 25.7.2007 tarihli R.Gelik röportajında, kendi ifadesine göre ise, başına gelenler bir ‘siyasi linç’ idi.

Medya patronları, siyasetçiler, şirket sahibi ve yöneticileri tarafından en başarılı ‘ilişki mühendisi’ olarak tanınan, bazıları tarafından ‘maymuncuk gibi adam’ diye anlatılan reklamcı ve iletişimci Nail Keçili, kariyerinin en zirve noktasından cezaevine düştü, çıkınca hakkında bir de kitap yazıldı. Bu kitap doğrusu, yanlışı, gerçeği ve gerçek dışı ile ülkemizin 1980-2000 dönemindeki ‘dinamiklerinin’ çok iyi bir aynası. Yazılanların sadece yüzde onu objektif doğru olsaydı bile, bu kitap okunmaya değer bir kitap. Kaldı ki kitapta bol kepçe gerçek var. Hem kişinin ailesinin enteresan geçmişi ve hem de kişinin yaşadığı hayat ve acılar açısından, ama daha da önemlisi o dönemlerde ülkenin yaşadığı olguları anlamak açısından, çok önemli şeyler yazılmış.

İçeriden çıktıktan sonra zorlanan Nail Keçili bir iki yıldır arada sırada evine yakın olan Bebek Kahve’ye devam eder oldu. Etrafına toplananlara, müthiş iletişim becerisi ile, bazen kahkahalarla güldürecek, bazen ise ağlatacak, bazen de hayret uyandıracak hatıralar, hikayeler ve anekdotlar aktarıyordu. Ben de zaman zaman kahvede rastladığımda, masaya oturup kendisini izlerdim. Bu sohbetlerden birinde izleyenlere kitabının yayınlanmasına rağmen büyük medyanın ‘Nail’ adlı kitabın yayınlandığı haberini vermemek konusunda karar almış olduğunu söyledi. Buna, gerçekse, çok kızdığımı söylemeliyim ve ona ben kitabı tanıtırım dedim. Vaktiyle yüzlerce milyon dolar reklam parası kazandırdığı bu sektörün insanların bu yaklaşımı, gerçekse berbat tabii!

Sonra ‘Nail: Keçili Ailesi’nin üç kuşak trajik öyküsü’ adlı ve Destek Yayınevi tarafından 2012 yayını kitabı aldım ve iki defa okudum. Kitabın yazarı İrem Barutçu 1972 Trabzon doğumlu ve İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. 1991 yılında Hürriyet Productions ile medyaya girmiş, 1993 yılında Show TV’ye geçmiş, orada Ankara temsilciliğinde muhabir, önemli görevlerde bulunmuş. 1996 yılında ise Interstar Haber Merkezine geçmiş. 2000 yılında Edinburgh Üniversitesi’nde akademik çalışmalar yapmış. Barutçu’yu tanımazdım. Bir biyografik araştırma yazarı olarak ilk defa Agora Kitaplığı yayınlarında ‘Babıali Tanrıları: Simavi Ailesi’ adlı kitabı 2004 yılında yayınlamıştı. Bu tür uzun araştırma içeren kitaplar, üç beş yılda ancak yazılır. Her iki kitabını da okuduğum Barutçu verdiği emek için saygı görmesi gereken bir araştırmacı.

İlk kitabında Simavi Ailesi fertleri, kendileri hakkında yazılan kitaba hiç bir bilgi vermemeyi seçmişti, bu nedenle de birçok konuda özel hayat veya tek taraflı olabilecek şeyler üçüncü şahısların ağzından gündeme gelmek zorunda kalmış. Ama gene de Babıali‘nin inanılmaz değişiminin önemli bir hikayesi bu kitapta mevcuttu. Barutçu bir kişinin anlattıklarını diğer başka kişilere de sormak ve izlemek konusunda da hassas bir yazar.

‘Nail’ kitabı yazılırken ise, Simavi ailesinin tersine, Nail Keçili yazar ile detaylı şekilde konuşmuş. Barutçu da beş yıl kadar zaman alan araştırma sürecinde Nail’in ailesinin üç kuşağının sorunlarını detaylı incelemiş.

Hem ‘Simavi Ailesi’ kitabında hem de ‘Nail’ kitabında Cumhuriyetin kuruluş döneminin önemli olayları ve aile dramları da var. Simavi ailesinin babası Halil Hamdi Bey, Mithat Paşa destekçisi olarak Abdülhamid tarafından 1905 yılında Sakız’a sürgüne gönderilmiş ve dokuz yaşındaki oğlu Süleyman Sedat (Haldun ve Erol Simavi’nin babaları) babasını bir daha görememişti. Babanın mezarı da daha sonra yol inşaatına kurban gitmiş. Ama bu 1916 yılında haftalık mizah dergisi Hande ile medya sahibi olmasına ve Cumhuriyeti desteklemesine engel olmamış. Sedat Simavi, Gazeteciler Cemiyeti’nin de kurucusu olmuş. 1948 yılında ise altmış dokuzuncu yayın imtiyazı olan Hürriyet Gazetesini başlatmış. Sedat Simavi Kıbrıs konusunda dönemin Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü ile kapışmış, mahkemelik olmuş iken, mahkeme sonuçlanmadan ölmüş. Oğulları Haldun ve Erol Simavi de onun izinden giderek medyada büyümüşler. Haldun Simavi 1988 yılında Günaydın’ı Asil Nadir’e satarak, ve Erol Simavi de 1994 yılında Hürriyet’i Aydın Doğan’a devrederek medyadan çekilmişlerdi.

Benzer şekilde Nail Keçili’nin dedesi Yenibahçeli Nail Bey, Enver Paşa’yı desteklediği için ve Mustafa Kemal‘e karşı bir suikast hazırlayanlara yardım ediyor iddiası ile ve kısa bir mahkeme ve bir şahitle 1926 yılında idama mahkum edilmiş ve derhal asılmış. Oğlu Nadir Nail (Nail Keçili’nin babası) ise Demokrat Parti döneminin müteahhitlerindenmiş. 27 Mayıs sonrasında ihaleler ve inşaatlar durmuş, iflas etmiş ve 1961 yılında kendini ofisinde asarak intihar etmiş. Torun Nail Keçili ise tutuklu olduğu sırada, 2000 yılında, dedesinin asıldığı Ulucanlar Cezaevi’nde yatmıştı.

O sonunda beraat etti, ama her şeyini kaybetti ve İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmeye hazırlandığını söylüyor! Ben taraf değilim ama, ülkemizi daha iyi tanımanız için kitabı okumanızı tavsiye ediyorum!

Deniz Gökçe, 17 Temmuz 2012, Akşam gazetesi.