TÜRK BASINININ KURUCU GELENEKLERİ

Türk medyasında bir şeylerin yanlış olduğunu düşünen ve bunun kökenlerini anlamaya çalışanlara şiddetle tavsiye edeceğim bir kitap, İrem Barutçu’nun “Babıâli Tanrıları: Simavi Ailesi” adlı dört dörtlük araştırması (Agora Kitaplığı, Aralık 2004). Genç bir gazeteci olan Barutçu’nun bu ilk kitabı, çok-partili yaşama geçişten sonra Türk basınına yerleşen kimi kurucu gelenekler hakkında bilgi edinmek isteyenler için vazgeçilmez bir okuma.

Barutçu, çeşitli medya kuruluşlarında birkaç yıl çalıştıktan sonra yapabileceği en büyük hizmetin, Türk basınının bugünkü durumunu anlamamıza yardımcı olacak araştırmalar kaleme almak olacağı sonucuna varmış. İşe medya patronlarını “anlamaya” çalışmakla başlamanın en doğrusu olacağını düşünmüş ve, tabii o zaman öncelikle en tepeye tırmandıktan sonra medyadan elini eteğini çekmiş olan en ünlü patron ailesi Simaviler’i araştırmaya karar vermiş. Çok titiz bir araştırma yapmış. Hürriyet’in 1948-94 yılları arasında Simaviler’in sahipliğinde yayımlanan bütün nüshalarını taramış. Simaviler hakkında yazılan her şeyi okumuş. Onları yakından tanıyan, onlarla birlikte çalışan 100’den fazla kişiyle mülakat yapmış. Bu arada, tabii ki, Hürriyet’e en uzun süre patronluk yapan Erol Simavi ve eşiyle de görüşmek istemiş. Aldığı cevap, “Ne cüretle Simavi ailesinin öyküsünü yazmaya giriştiği!” olmuş. Şaşırmış: “Doğrusu, gazeteci bir aileden duymayı aklımdan geçirmediğim bir soruydu bu!..” diyor. (Burada galiba “gazete sahibi” olmakla gazeteci” olmak arasındaki farkı ihmal ediyor!) Yine de “cüret” etmiş ve yazmış. Başvurduğu ilk yayınevi metni görünce heyecanlanmış, ama aylarca beklettikten sonra kitabın bir roman haline getirilip öyle basılmasını önermiş. Barutçu bunu reddedince, başka bir yayınevi tarafından basılabilmiş ve sonunda ortaya şimdiden Türk basın tarihi üzerine bir klasik” niteliğini kazandığı söylenebilecek kitap çıkmış.

Kuşku yok ki, tıpkı siyasetçiler ve kamu görevlileri gibi medya patronlarının özel hayatları yalnızca kendilerini değil, kamuoyunu da yakından ilgilendiren konular. O bakımdan Barutçu’nun kitabının, Türkiye’nin en ünlü medya patronu ailesine mensup fertlerin özel hayatlarına ışık tutan yönü de hayli dikkate değer. Ancak kitabın Türk basın tarihi bakımından asıl önem taşıyan tarafı, gazetecilik mesleğiyle ilgili yönleri. Kitapta gazete patronu olarak üç Simavi ele alınıyor: Hürriyet’in kurucusu Sedat Simavi, onun 1953’te ölümünden sonra Hürriyeti yöneten, sonra 1968’de ayrılıp Günaydın’ı kuran büyük oğlu Haldun Simavi ve satılana kadar Hürriyet’i yöneten küçük oğlu Erol Simavi.

Barutçu’nun kitabında belirdiği şekliyle baba Simavi’nin bir gazete patronu olarak vasıfları şöyle sıralanabilir: Bütün yaşamını yayımcılığa adamış bir kimse olarak, demokrasiye geçişle birlikte hayalindeki günlük gazeteyi çıkarmaya soyunuyor. Amacını, “Tarafsız, ağırbaşlı, özü sözü doğru, namuslu bir gazete” çıkarmak, demokrasi zihniyetini kökleştirmeye hizmet etmek” olarak belirliyor. Gazetesini, her eğitim düzeyinde okura hitap edebilecek basitlikte kısa haberlere dayalı, fotoğraf ağırlıklı, okunmaktan ziyade seyredilecek bir gazete olarak tasarlıyor. Gerekli sermayeyi kendi imkânlarıyla sağlıyor. Hükümetin önerdiği yardımı, bağımsızlıkla bağdaşmadığı gerekçesiyle reddetmesi Ankara’nın zihinlerinde “”Acaba devlete karşı mı?” sorusunu uyandırıyor. Hasımlarının yaydığı Hürriyeti Yahudi işadamlarının desteğiyle çıkardığı, aslen ‘dönme’ olduğu”” iddialarına ise fena halde içerliyor. Belki bu nedenle, gazetesinin logosuna ayyıldızlı bayrağı ve “Türkiye Türklerindir”” şiarını yerleştiriyor; DP hükümetiyle zıtlaşma pahasına gazetesini “Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır” davasının baş savunucusu yapıyor. Öyle ki Kıbrıs davası için “çocuklarıma bırakacağım en değerli mirasımdır” diyor. Yine de genç gazetecilere şu öğüdü vermekten geri kalmıyor: “Kalemine daima efendi kal, uşak olmamaya gayret et… Mecbur kalırsan kır… Sakın satma!..””

İrem Barutçu’nun önemli kitabına gelecek yazıda devam edeceğim.

Şahin Alpay, 17 Şubat 2005, Zaman gazetesi.