Simavi Ailesi

Geçtiğimiz haftalarda bazı gazeteler Erol ve Haldun Simavi kardeşlerin şahsında geçmişin en güçlü medya ailesinin hayatından ilginç enstantaneler aktaran diziler yayımladılar. Hürriyet‘in eski patronu Erol Simavi‘nin hayatına giren sanatçıların adlarını, Günaydın‘ı kuran Haldun Simavi‘nin eşinin eskiden Rahmi Koç‘la evli olduğunu bilmeyenler öğrendi.

Diziler yeni çıkan ‘Simavi Ailesi’ ile ilgili bir kitaba dayanıyor. Gazeteci İrem Barutçu‘nun gerçekten zahmetli bir araştırmaya dayalı, iyi yazılmış kitabından (Agora Kitaplığı, Tel.: 212- 243 9626; Faks: 212- 243 9628) çok daha farklı diziler çıkartılabilirdi. Bizim gazetelerin işleri ‘aşk-meşk’, bir de ‘kim kimi vurdu?’ türü anlamsız iğnelemeler…

Ben olsam, Hürriyet’in el değiştirdiği güne ait satırlarla açardım dizimi: “Önce, 29 Haziran 1994 tarihli Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin birinci sayfalarından, Hürriyet Holding’in yüzde ellisinin Aydın Doğan‘a satıldığı açıklandı. Ertesi gün, Simavi ailesinin Türk Silâhlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’na rekor bağışta bulunduğu… Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş, üzerinde yüz milyar lira yazmakta olan çeki alırken, ‘Bu rekor bir bağıştır’ demiş ve Simavi ailesine teşekkürlerini ifade etmişti. Yüz milyar Türk lirası, o gün, 3 milyon dolara karşılık geliyordu.”

İlginç değil mi? Bir gazete bir patrondan diğerine el değiştirirken, sanki satışın bir tarafıymış gibi, bir vakfa da bağışta bulunuluyor. Buna muvafakat ettiği için veya hisselerinin karşılığı olarak, ya da bir komisyonmuş gibi… Elbette, TSK’ya ait vakfın böyle bir özelliği olamaz… Acaba Hürriyet bir daha el değiştirecek olsa yine böyle bir bağış çeki hazırlanacak mı? O zaman nereye bağışta bulunulacak?

Hürriyet kurulurken, kurucusu Sedat Simavi‘nin sermayeyi nerden bulduğu ağızlara sakız olmuştu. O günlerde (1948) Bâbıâli başka türlü bir yakıştırmayla sarsılmış; kitapta uzunca anlatılıyor. “Hürriyet Yahudi sermayesi ile kurulmuş” dedikodusu patronun oğlunu bile etkilemiş…

Okuyalım: “Bu iddia o kadar çok tekrarlanır olmuştu ki, Simavi‘nin küçük oğlu Erol’u bile şüpheye düşürmüştü. Bir gün gözünü karartıp Muhasebe ve İdare Müdürü Fahri Refiğ’in odasına girmiş ve kapıyı kilitlemişti. Kafasında dönüp dolaşmakta olan soruya cevap bulabilme fırsatını nihayet yakalamıştı: ‘Bana bak! Çocuklarının ölüsünü öp, n’olur bana gerçeği söyle. Bizim gazete Yahudi sermayesiyle mi kuruldu?’ Bu soru yetmiş yaşındaki Fahri Refiğ‘i çileden çıkartmaya yetmişti. Gelin, Fahri Refiğ, ya da Hürriyet çalışanlarının hitap şekliyle ‘Fahri Baba’nın öfke içinde verdiği cevabı bizzat Erol Simavi‘nin anlatımıyla aktaralım: “O da Selanikliydi. Bu kez birden sinirlendi. ‘Sen deli misin be?’ dedi. ‘Neler uyduruyorsun öyle? Defol, serseri!.. Burda Biraderlere komisyonlarını bile son kuruşuna kadar ödedik. Ne Yahudi sermayesiymiş…”

Hürriyet Burhan Felek‘i almak istediğinde, “Ben Yahudi gazetesinde yazmam” demiş uzun yıllar Gazeteciler Cemiyeti başkanlığı yapacak yazar… Sedat Simavi, “Dört yüz yıllık Kütahyalı Germiyan soyundan gelen bir ailenin çocuğuyum, benim Yahudilik’le ne işim var?” satırlarının da yer aldığı bir savunma yazısı yazmış o günlerde. Gazetenin sol üst köşesine Türk bayrağı çekilmesi ve bayrağın altına “Türkiye Türklerindir” yazısının konulması iki hamlede gerçekleşmiş…

Hatırlayacaksınız, Ertuğrul Özkök, bir yazısında, Hürriyet‘te bazı şeylerin kendisi ve hatta patronu Aydın Doğan istese bile değiştirilemeyeceğini kayda geçirirken, bunların Türk bayrağı ile altındaki “Türkiye Türklerindir” yazısı olduğunu özellikle belirtmişti.

Hürriyet’in ‘başarı’ öykülerinden ikisi de önemli. İlki, Yassıada’dan ilk fotoğrafların yalnızca Hürriyet‘te yer alması olayı… Kitapta “Orhan Erkanlı’nın ısrarıyla” olduğu vurgulanarak, fotoğrafların müzayede yoluyla basına intikali kararından sonra en fazla parayı ödeyen Hürriyet‘in bunu başardığı anlatılıyor. 27 Mayıs’ın darbe kadrosundan Orhan Erkanlı, sonraları, Hürriyet‘te en tepe nokta yönetici olacaktı…

Hürriyet‘in fotoğrafların altına düştüğü notlar önemli. İrem Barutçu‘nun satırlarını okuyalım: “Vurgulamakta fayda var; Hürriyet’in, Cumhurbaşkanı Celal Bayar‘ın ‘kaçınılması imkânsız neticeye doğru’ yaklaştığını yazdığı günlerde yargılamalar bile başlamamıştı. Yargısız infaz, Başbakan Adnan Menderes‘i ifade verirken yansıtan fotoğrafın resim altında da dikkat çekiyordu.”

İkinci ‘başarı‘ öyküsü ise, Yassıada komutanı Tarık Güryay‘ın anılarının Hürriyet‘te yayımıydı. Kitapta, DP kadrosuna yaptığı zulümlerin bir bölümünü de anlatan Tarık Güryay’ın anılarını yayımlayan Hürriyet‘e okur tepkisinin tiraj kaybettirdiği de anlatılıyor.

‘Simavi Ailesi’ kitabında Erol Simavi’nin 22 Şubat 1962’de patlayan Talat Aydemir isyanında gün boyu ortadan kaybolduğu bilgisine de yer veriliyor. O günlerde Hürriyet’i yöneten Necati Zincirkıran, darbe olayında adı geçenlerden birinin, kulağına, “Erol Bey de bu işin içinde…” dediğini anılarında yazmıştı zaten. “Basın dördüncü güç değil, birinci güçtür; darbeciler bizi okuyarak harekete geçer” de dememiş miydi Erol Simavi?

İrem Barutçu’nun kitabından daha ne ilginç diziler çıkardı.


Taha Kıvanç, 4 Ocak 2005, Yeni Şafak gazetesi.